GündemKöşe Yazıları

Neden Bu Dünyadayım?

Son dönemde ilçemizde intihar vakalarını sıkça duyuyoruz. Özellikle gençlerin çoğunlukta olduğu hayatlarının baharında son çare olarak ölümü gördüklerine üzüntüyle şahit oluyoruz.

İnsanın anlam arayışı yüzyıllar boyunca sürmüş. Her gelen ömründe bir sefer de olsa bu soruyu sormuştur diye düşünüyorum.

Neden bu dünyadayım?

Şöyle dışardan baktığımızda o kadar çok kötülük ve acı vardır ki gerçekten bu soruyu sormadan her şeyi olduğu haliyle kabule geçmek neredeyse imkânsız.

Allah kullarını sevmiş de yaratmış, önlerine çeşit çeşit nimetler koymuş. Bir sürü güzellikler bahşetmiş. Yiyin için israf etmeyin demiş. Bir annenin çocuğuna merhamet etmesinden çok daha öte bir sevgiyle kullarını koruma altına almış. Fakat yaşanılan hadiselere bakılırsa zaman zaman insan “Allah beni unuttu” (haşa) demeden de edemez. Yaşadığı acılar öylesine yorar ki Allah’ın bunlara izin veriyor olmasına içerler ve bazen yaşama küser. Öyle zamanlardan geçer ki cehennemde yanmışçasına kavrulur.

“Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!” (Bakara Suresi/15)

 

Dikkat ederseniz içimizde hep bir boşluk var. Yeri dolmayan bir gurbet, anlam veremediğimiz bir özlem. Sanki çekip gitmek istediğimiz bir mekân, ya da kavuşmak istediğimiz bir şeyler var. Önceleri bunu aşk, mal, makam, evlat gibi dünyevi istekler olarak algılar ve onları elde etme uğruna koşturup dururuz. En sonunda aradığımızın onlar olmadığını deneyimlediğimiz anda büyük bir hayal kırıklığı yaşar ve bunalıma gireriz. Evet, insan özellikle gençlikten olgunluk çağına geçtiği dönemde hayali olan birçok şeye ulaşmasına rağmen istediği mutluluğa eremediğini fark eder. Hayal kırıklıkları; aradığı şeyin ‘kavuştukları’ olmadığı yüzüne vurmuştur. Belki sevdiğiyle evlenmiş ama vefasızlık görmüş, hayalindeki işi kursa da tam tatmin olamamıştır. Yani ne kadar çalışıp çabalasa da gün sonunda; ne kendine ne de başkalarına yaranamamıştır. İşte burası gidişatın değiştiği noktadır. Dış âlemdeki deneyimler bitmiş sıra iç âleme ‘kendine yolculuk’ etmeye gelmiştir. Kendi özüne ve hakikatine olan özlemi onu bu arayışa sürüklemiştir. İşte yaşadığı hayal kırıklıkları, bataklar, aldatılmalar, sevgisizlik ve daha birçok şey o sihirli soruyu sormak içindir.

Neden bu dünyadayım?

Neden bunları yaşıyorum?

Cevap basit; Tüm bunları kendimizi bir şey zannettiğimiz ve her şeyi sahiplendiğimiz için yaşıyoruz.

Nasıl ya?

Evet, kendimizi ‘kişi kimliğimiz’ ile sınırlayıp verilen emanetlere ‘benim’ diyerek sahip çıktığımız için ‘özümüzden uzaklaşıyoruz.’

‘Sahte benlikler’ giyinip sürekli kendimize yalanlar söylüyoruz. Bu yalanlar bir yerden sonra ağrımıza gidiyor. Ve oyun oynayamaz oluyoruz. Öleyim de kurtulayım diyerek her şeyden bir anda vazgeçiyoruz.

Oysa Ölüm bir çare mi?

Aslında biz yokluğa doğru bir yolculuğa çıkarız.

Gerçekte var zannettiğimiz kişi kimliğimiz yoktur. Var zannettiğimiz malımız, mülkümüz, işimiz, gücümüz gerçekte yoktur. Sahip olduğumuz bir adımız bile yoktur.

Nasıl olmaz diye soruyorsunuz?

Nasıl olsun ki?

Bildiğiniz gibi biri öldüğü zaman o artık ismiyle değil ‘cenaze’ olarak anılır. Sahibi olduğu her şeyi sorgusuz sualsiz bir anda bırakır gider.

Ne derler ardından;

“İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” (Allah’tan geldik ve yine Allah’a gideriz.)

Yani biz Allah’a aitiz. Gerçekte hiçbir kimliğimiz ve varlığımız yok!

Gerçekte ne var?

Bilinmek isteyen esma ve sıfatlarını bizimle görmek tatmak, hissetmek isteyen bir Yaradan var. Biz ondan geldik onunla geldik ‘Yere göğe sığmadım mümin kulumun kalbine sığdım’ dediği hakikatle geldik. ‘Ben kuluma şah damarından daha yakınım’ diyen Mevla’mızı görmeye geldik. Kendi beden kabrimizde saklı olanı göremediğimiz için o gurbet halinde takılı kaldık. Bir imtihan vesilesiyle unutturulan hakikatimizi hatırlamak için kendi ateşimizi kendimiz hazırladık. Öte âleme vardığımızda onu görememenin ıstırabı ile karşılaşacağız. Allah kuluna zulüm etmez. Kul kendinin kadir ve kıymetini bilmediğinden; özünde var olan o güzel isim ve sıfatları açığa çıkaramaz. Dünyevi arzuların büyüsüne kapıldığından kötülükler zuhur eder ve acı çeker. Acı çeker ki o acıyla kötülüğü emreden nefs özelliğini kaybetsin. Aciz olduğunu görsün ve yokluğu tatsın. Ondan sonrası başarabilirse yeniden diriliştir. Ölmeden evvel dirilen için artık ölüm yoktur, sahip olduğu olacağı hiçbir şey yoktur. Yalnız Allah’ın sonsuz olan isim ve sıfatlarına şahitlik etmek vardır.

Yaşadığımız acı her neyse sabırla bir süre orada kalacağız. Bilin ki; sahip olduğumuzu zannettiklerimizi ölmeden asıl sahibine iade etmeden kurtuluşa eremeyiz.

Ama ölmeden ama öldükten sonra…

Kim bilir?

(İntihar etmeyi düşünen kardeşlerimiz bana sosyal medya hs üzerinden ulaşabilirsiniz.)

Gülay Okuyucu

Ordu Üniversitesi İnsan Kaynakları Bölümünden Mezun Oldu. Kariyerine Bankacılık ve Finans Sektöründe başladı. Yaklaşık 10 yıl özel sektörde görev aldı. 2002 yılında iş hayatına son verdi. Her insanın yaşadığı gibi bir dibe çöküşle 2016 yılında hayata yeniden tutunmaya başladı. Ve yaşadığı deneyimlerini paylaşmak üzere yazar olmayı seçti. 2016 yılında “Ona Giden Derdimi Seviyorum” 2017 yılında “Âşıklar Yolu” adlı kitapları yazdı. 2017/2021 yılları arasında Yaşam koçluğu/ Nlp / Eft / Enneagram; Dusod Bütünsel Nefes Akademisinde Bütünsel Nefes Danışmanlığı, Başkent Üniversitesinde İlişki ve Evlilik Danışmanlığı alanlarında eğitimler aldı. 2021 yılında ise “Kalbimdeki Yolcu” adlı kitabını çıkardı. Aldığı eğitimler ve yazdığı kitaplar ile kendini insanlığın uyanışı için çalışmaya adadı.

İlgili Makaleler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu